29 Mart 2015 Pazar

5 YAKARIM ABİ... !


Başlığa bakıp ne düşündünüz bilmem ama, ben gerçekten de yaktım. Aşağıda gördüğünüz ahşap kavanozu Keskin yaptı. Şaka yapmıyorum. Gerçekten de kapağıyla, kutusuyla torna makinesinde O yaptı. Pavlonya ağacı kullanmış. İncecik, hafif, çok kullanışlı bir kutucuk olmuş bu.

İyi de benim emeğim yok bunun içinde. Olmaz. Her şeyde ikimizin de parmak izi olmalı.

Haaa.. Bu arada Keskin bana harika bir hediye aldı.. Ahşap yakma makinesi.. Anladınız di mi şimdi başlıktaki "Yakma" olayını.

Durur muyum? Hemen kutunun üzerine bir desen çiziverdim.. Öyle kendiliğinden, içimden geldiği gibi bir çizim oldu. Aldım makinenin kızgın kalemini elime, bir güzel yaktım abi.. :) Öyle zevkli, öyyyle zevkli bir şey ki.. İnsanı kendinden geçiriyor. Zaman, mekan filan uçup gidiyor.

Sonra da tane karabiberleri içine yerleştirdim. Ay çok mutluyum ya.. Siz de çok mutlu olun e mi! İnadına mutlu olun. 






17 Mart 2015 Salı

4 KUŞLARIM


Kar yağıyordu o gün. Trafik sesi bile yoktu. Hatta hiç canlı yokmuş gibiydi. Sadece beyaz vardı ve garip bir sessizlik hakimdi her yere.
Aşurelik buğday vardı evde. Bir de patlamamış mısır :) Balkondaki küçük masaya yaydım onları. Hani belki kuşlar açtır. Belki gelip karınlarını doyururlar... Uzun süre bekledim. Gelen giden olmayınca, doğrusu epeyce hayal kırıklığına uğramıştım. Günlük işlerime döndüm. Malum, çamaşırdı, bulaşıktı, yemekti derken unutup gitmiştim kuşları. TV açıktı. İzlemesem de bu yoğun sessizliği bozuyordu ya, o da yetiyordu bana. Güya, kendimi yalnız hissetmiyordum.

İşim bitti. Bilgisayarın başına oturmak üzere pencerenin önündeki masama doğru yürürken dışarıda ki kuşları farkettim. Çılgına döndüm inanın. Artık bir sürü arkadaşım vardı. TV yi, sonra da gözlerimi kapattım. Serçelerin hep bir ağızdan söyledikleri şarkının içinde buldum kendimi . O gün bu gündür sabahları kuşların cıvıltısıyla uyanıyorum.
Balkonum felaket kirleniyor ama umurumda değil.

Kar vardı o zaman. Şimdi erik ağacı çiçeklendi. Hava yavaş yavaş ısınmaya başladı. Ben biraz daha yaşlandım.. Zaman ne çabuk geçiyor. Dünya ise kimi zaman  huzurlu,neşeli, bazen umutsuz ve gözyaşlı bakıyor bana. Tıpkı benim ona baktığım gibi.








16 Mart 2015 Pazartesi

9 İĞNE İPLİK YOK


Evet... Hiç iğne iplik kullanmadan bir runner yaptım. A..aaa.. Güzel oldu tabii. Ben yaparım da güzel olmaz mı?

Öyle ballandıra ballandıra anlatmama gerek yok. Kumaş, dantel bir de kumaş tutkalı yetti bana.
Dikiş yerine yapıştırıcı kullandım anlayacağınız. 

 Makinede bile yıkanabiliyor. Yapıştırılan parçalar ayrılmıyor. Çünkü denedim. Dikiş makinem yok demeyin artık. Kumaş yapıştırıcısı inanın çok işe yarıyor. 


Gerçeğinin, fotoğraflardan çok daha şık durduğunu söylemeliyim.
Bugün burnu büyük günüm. Hava atacağım işte. (Hava nasıl atılır ya... Tutamam ki atayım) Hi hi.. Yeni düşünüyorum bu deyimi. Hava.. atmak.. Yok yok.. Kafam da durdu. Gevezelik bile yapamıyorum. Hadi bana bugünlük byeeee... 



 

30 Ocak 2015 Cuma

8 BENİM ÜLKEM


Bir küçük aileyiz biz. 14-15 yaşlarında iki çocuğumuz var.
Ben ve eşim yüksek tahsilliyiz ve ikimiz de çalışıyoruz.

Evimizde zor günlerde bile mutluluk var hep. Güçlü bir dayanışma içindeyiz. Geleceğimizle ilgili kararları birlikte veririz . Çocuklarımız kendi kararlarını verirken özgürdürler. Onlara hiçbir zaman "Ders çalışın" demedik. Arkadaşlarını seçerlerken engel olmadık. Ne giyeceklerine ve hangi sosyal faaliyeti seçeceklerine karışmadık. Kendi prensiplerini kendileri geliştirdiler ve kendi üzerlerinde otokontrol kurdular. Biz böyle yaptık çünkü anne-babalarımız da bizi öyle yetiştirmişlerdi.


27 Ocak 2015 Salı

24 KUTULARI KAPLADIM YİNE

Oh be..! Nihayet atölye odamda vakit geçiriyorum bir kaç gündür. Mutfak tezgahımda çöp kutusu yoktu. Her defasında dolap kapağını aç, kutuyu çek, çöpü at, kutuyu it, kapağı kapat... canıma yetmişti. Hiç mi marketlere gitmiyorum... Gidiyorum elbette ama içime sinen kutular hep gözüme pahalı geliyor, almaktan vazgeçiyordum.

Sonunda kendme kızıp soluğu atölyede aldım. Elime geçen ne varsa, (küçük konserve kutusu, büyük konserve kutusu, deterjan kutusu, süngerlik... ) boyamaya başladım. Hepsini de aynı peçete ile dekupajladım. Bu arada Keskin çöp kutusuna ahşaptan bir kapak kesti. Onu da beyaza boyayıverdim.

Oleeeyyy... Tezgahım pek bi değerlendi canım. Artık baktıkça keyiflenirim.


31 Aralık 2014 Çarşamba

14 BUZDOLABINDAKİ KÖTÜ KOKULAR NASIL GİDER

Söze "Allah kimseye bu iğrenç durumu yaşatmasın" diyerek başlayacağım.

Buzdolabım bozuldu. Gece sigorta atmış ve buzluktaki etler çözülüp akmış. Buzdolabını açtığım an ne ile karşılaştığımı varın siz düşünün.

21 Aralık 2014 Pazar

1 Yeni yılda habersiz de modasız da kalmayın!

Haberleri takip etmek için kullanılabilecek en iyi uygulama Hürriyet E-gazete olsa gerek. Hem basılı gazete okuma keyfini yaşarken, hem de güncel haberlere ulaşabilme imkanı sunuyor. Uygulamanın son güncellemeleri ile de; hava durumuna, burcuma, finans haberlerine ve sinema rehberine ulaşabiliyorum. Hürriyet E-Gazete'nin en güzel yanı da (sona sakladım) bir sonraki günün haberlerini 00:00'da alınıyor olması.

12 Aralık 2014 Cuma

2 DEMOKRASİ VE CIVA





Durmadan konuşuyorum kendimle. Bir türlü susturamıyorum iç sesimi. Her günün ve gecenin farklı melodisi vardır benim için. Kimi günler tıpkı Anadolu Ateşindeki gibi davulların ritminde horon teper. Kimi günler içli içli ağlar. Kimi günler çok romantiktir. Tangolar valsler çalar. Kimi zaman da Vivaldi eşlik eder güne.





Son zamanlarda ne yazık ki eline ilk kez keman almış gibi tırmalayıcı sesler çıkarıyor hem geceler hem gündüzler. Yoruluyorum. Hiç televizyon açmasam, hiç gazete okumasam bile bilgisayarda "pat diye karşıma çıkıyor akortsuz gürültüler. 


Yeni Türkiye, İleri demokrasi..
Sahi nedir bu demokrasi. Hep duyarız da hiç tanımını yapmayız. Bilmeyiz yasama, yürütme, yargı ne demek?

Basit aslında.  Halkın seçtiği hükümet ve muhalefet partilerinden oluşan meclisin, devletin işleyişi ile ilgili kararlar alma gücüne Yasama erki diyoruz .

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların devleti yönetme gücüne Yürütme erki diyoruz.

Alınan kararların ve uygulamaların yasalara uygun olup olmadığına karar veren güce yani Anayasa Mahkemesinin gücüne de Yargı erki diyoruz.

Demokrasilerde halk söz sahibidir. Milletvekilleri mecliste halkın taleplerini dile getirir. Önergeler sunar, tartışır, oylar ve anayasaya bağlı kalarak yeni yasa ve yönetmelikler oluşturur. Hükümet bağımsız değildir. Tek başına kararlar alamaz. Halkın sesi olan muhalefeti yok sayamaz.

12 yıl öncesine kadar demokrasi ile yönetiliyorduk.  Kısacası zaman zaman bozuk sesler çıksa da meclisin bir melodisi vardı. Maestrosu ve orkestrasıyla her şeye rağmen akortlu sesler yükselirdi. Şimdi ise bütün orkestra akordu bozuk kemanlardan ibaret. Sanırım bu yüzden günlerim bozuk sesler çıkarıyor. 


Bir belediye işçisi durup dururken, eşime "Sen namaz kılıyor musun?" diye soruyor mesela. Bir başka gün, bir başka insan küfür eder gibi "Bırak ya, o "x" kişilerden diyor. Soğuk bir havada buz gibi sular boşalıyor başımdan aşağıya ve kan ter içinde kalıyorum. İnsanca sıfatların yerini zalimce kelimeler aldı. Değiştik.

İyi ki Sayıştay var, iyi ki Danıştay, iyi ki Yargıtay var demeye kalmadı.  Bir de baktım ki onlarında erkleri elinden alınmış. Oysa demokrasinin olmazsa olmazları onlar.

Hükümetlerin harcamalarını denetler Sayıştay. Hükümet kalkınma planları yapar. Gelirleri giderleri düzenli tutmak zorundadır. Sonra bu hesapları raporlar halinde Sayıştaya sunar. Sayıştay da millete ait olan hazinenin kanun ve kurallara uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını denetler.  Şimdiki hükümet bu raporları Sayıştaya vermiyor ve bu yüzden de harcamalar denetlenemiyor.

Danıştay var bir de. İdari uyuşmazlıklarda başvurulan mahkemelerdir..  Hükümet bir yanlış yapmakta ısrar ederse muhalefet Danıştaya başvurur. Danıştay kararını verir. Bu hükümet danıştayın verdiği kararları da dinlemiyor.

Gürültüler artıyor. İç sesimi bastıracak kadar artıyor. Değiştik hepimiz. Her başı kapalı insanı namaz kılıyor sanıyoruz. Her namaz kılanı namuslu, her başı açığı da imansız diye algılıyoruz. Sorgulama şeklimiz de değişti. İnsana insan diye bakmıyoruz artık. Hangi dinden, hangi ırktan, hangi partiden diye sorguluyoruz. Kendiliğinden örgütleniyor insanımız. Herkes kendi haklarını savunmanın peşine düşüp ayrışıyor.

Cıva taneleri gibiyiz aslında. Hiç gördünüz mü bilmem. Bilye gibidir, ya da gümüş renkli su damlası gibi. İri bir cıva bilyesinin üzerine bir kalemle vurursanız sayısız küçük bilyelere dönüşür.  Sonra küçük bilyeleri bir araya toplayın. Yine birleşip ilk büyük bilye yeniden oluşur.  Bu hükümet bizi tıpkı cıva bilyeleri gibi dağıttı. Bize bir melodi gerekiyor şimdi. Anadolu Ateşi gibi davullardan oluşan çok yüksek sesli ritimler gerekiyor. Tüm Türkiye elele tutuşup halay çekmeli, horon tepmeliyiz. Bir yüksek ses… Bir güçlü ritim. Başaracağız.

Demokrasi kuralları belli bir yazılı metin. Şimdiye kadar idare şeklimiz buydu.  Artık demokrasi yok. Yok da yerinde ne var? Tuhaf ama hiçbir şey yok. Otokrasi..? Monarşi…? Diktatörlük..? Krallık…? Hiç biri yok. Erdoğanokrasi var. Sadece onun istedikleri var. Desem ki Şeriat Kanunları uygulanıyor. Yapılanlar şeriata yani Allah'ın kanunlarına teğet bile geçmiyor. 

Yazdıkça içime serin sular serpiliyor. Evet başaracağız. Yeniden elele tutuşacağız.
Cıva taneleri gibi yeniden birleşip büyüyeceğiz.  Artık gürültülerin yerini melodiler almaya başladı. Gece, marşlar eşliğinde uygun adım yürüyor şimdi.

Dağ başını duman almış

Gümüş dere durmaz akar

Güneş ufuktan şimdi doğar

YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR.

8 Aralık 2014 Pazartesi

19 OSMANLICA



Bugün Osmanlıca eğitim hakkında laga luga yapacağım biraz.

Liselerde Osmanlıca okutulsun dendi ya hani. Hatta seçmeli ders olsun ya da mecburi olsun tartışması oldu ama henüz bu kesinleşmedi ya. İşte bu hafta o yüzden ortalık ayağa kalktı. 

Cumhurbaşkanı " İsteseler de istemeseler de Osmanlıca öğrenilecek, öğretilecek" dedi.
Başbakan "Anlamıyorum, nedir bu Osmanlıca alerjisi" dedi.

Herkes Türkçe konuşurken bile kimse kimseyi anlamıyor. Bu yüzden ben bir kere daha anlatmaya çalışayım istedim.

Osmanlıca yazıda Arapça sessiz harfler kullanılır. Ancak Arapçadaki gibi sesli harf yerine geçebilecek işaretler yoktur. Mesela "hala" ve "hile"  kelimeleri aynı şekilde yazılır yani sadece H ve L harfleri kullanılır. Bu bir.


Osmanlıcanın temelinde Türkçeden daha çok Arapça ve Farsça kelimeler vardır. Yani eğer Osmanlıca bir metni çağrışım yoluyla çözmek isteyecek olsak bile Türkçe olmayan sözcükleri bilmediğimiz için bulmacayı çözemeyiz. Bu demektir ki Osmanlıcada kullanılan tüm kelimeleri ve anlamlarını da bilmek zorundayız. Bu iki.

Bir küçük örnek ile da iyi anlayabiliriz. Aşağıda ki şiiri sessiz harfler olmadan okumaya çalışın yeter. 



Osmanlıca, hanedanın ve ulemanın kullandığı bir dildi. Halk Osmanlıca konuşmazdı. Okuma yazmayı zaten bilen yoktu. Erkeklerin %7 si, kadınların da %0.4ü okuma biliyordu. Geri kalanlar tümüyle cahil idiler.Bu üç…

Gelelim latin alfabesi ile okuyup yazdığımız, konuşma dilimiz olan Türkçeye. Ne yazık ki şimdiki Türkçe kelime sayısı bizim duygu ve düşüncelerimizi aynı sözcükleri tekrarlamadan anlatma esnekliği vermiyor bize. Bir çok sözcüğün anlamı duygular karşısında yüzeysel kalıyor. Bana kısırlaştırılmış bir dil gibi geliyor. En basit örmeği "dil" sözcüğü. Dil: ağız içindeki organdır. Onu "lisan" sözcüğü yerine kullandığımızda yetersiz kaldığını kabul etmeliyiz. Her neyse, tartışmamız bu değil zaten.

Ben Osmanlıcayı öğrenmek isterdim gerçekten. Elime geçen Osmanlıca kitaplarda ne yazdığını merak etmek yerine  okuyabilmek çok daha gurur verici olurdu. Ancak bu bir hobi niteliğinde kalırdı. Çünkü Osmanlıcayı tümüyle öğrenmek ve arşivleri anlamak için bir ömür harcamam gerekirdi.


Son olarak Cumhurbaşkanına ve Başbakana şunu sormak isterim.

Üstünkörü öğretilecek olan bir Osmanlıca gençlerin ne işine yarayacak. Zaman harcayacaklar. Emek verecekler. Ders geçmek için stresler yaşayacaklar. Peki bunun sonucunda elde edecekleri kazanç ne olacak? Üstelik dünya üzerinde Osmanlı hanedanı dışında hiçbir yerde konuşulmayan bir lisana bu tutku nedir?

Mezar taşlarını okuyabilsinler diye mi? Elbette değil.Lise yıllarında haftada birkaç saatten 3 yılda öğrenilmesi mümkün olmayan bir dilde yazılmış Osmanlı arşivini okuyabilsinler diye mi? Bu imkansız.

Bana göre; hükümetin, bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki söylemleri ve icraatlarına bakarak şunu söyleyebilirim. Bu, tarihe bağlılık, dindarlık filan değil, bir kin ve intikam tavrıdır.