21 Aralık 2015 Pazartesi

0 AHŞAP MUMLUK

Keskin yapar, ben evimi süslerim. İyi ortaklık ama değil mi?

Resimdeki mumluk önceleri bir odun parçasıydı. Keskin ortalıktan kaybolduğu bir akşam üzeri elinde bu şamdanla geliverdi. El emeği ne kadar başka bir şey. El emeği ile yapılan sürprizin ise, bedeli hiç bir maddi şeyle ödenemez. Acaba onu çok seviyor olmam yeterli olur mu? :)






11 Aralık 2015 Cuma

2 Bomonti’de yepyeni bir yaşama çok az kaldı… Bu çok özel yatırım fırsatını kaçırmayın!

155 apart daireli The House Residence ve 51 odalı The House Hotel, 2016 yaz döneminde Bomonti’de kapılarını açmaya hazırlanıyor. 


Yenigün İnşaat yatırımı, The House Collection markası ve FYP’nin dizayn, marka ve konsept planlaması ile Bomonti’de hayat bulan The House Residence’da ince işler hızlı bir şekilde devam ediyor. Özel dizayn tasarımları ile hazırlanan örnek daireler, bugünden The House Residence tasarım anlayışını ve Bomonti’deki yaşamı keşfetmeniz için sizi bekliyor…

Modern yaşam, sanat ve dizayn ile zenginleşen The House Residence’ta yaşam stüdyo, 1+1 ve 2+1 dairelerde çok özel ödeme planları ile yatırım fiyatı 230 Bin Dolar’dan başlayan fiyatlarla sunuluyor. Dairelerin yatırım planlama ve uzun/kısa dönem kiralama hizmetlerini ise daha ilk günden FYP sizin için yapıyor… 


Dinamik, sosyalleşmeye açık ve konforlu bir yaşamın kodlarıyla şekillenen The House Residence Bomonti’de, 1+0’dan 2+1 ve penthouse’lara kadar 44 m2 ile 199 m2 arasında değişen, özel tasarıma sahip 155 adet apart daire seçenekleri sunuluyor. Yaşama renk katan detaylar ise projenin lounge, dining room, spor kulübü, club ofisi, kafeleri, peyzaj alanları ve teras gibi alanlarında odaklanmış durumda. Yaşamı ortak alanlara taşıyan The House Residence, servis zenginliğini ve kalitesini aynı binada bulunan 51 odalı The House Hotel’den alacak.

The House Residence’da dairenin yatırım planlaması daha ilk günden senin adına yapılıyor, detaylar seni yormuyor. Bütün dairelerin kısa, uzun dönem kiralama hizmetleri The House Residence yönetimi ve FYP tarafından, uluslararası zincirlerin işbirliğiyle gerçekleştiriliyor. The House Residence, her detayı özenle planlamaya dayanan modern tasarım anlayışını evinize de taşıyor. Dilerseniz tüm yaşam alanlarınızı sizin seçimlerinizle güzelleştiriyor. Taşınmaya hazır, zevkle döşenmiş, titizlikle hazırlanmış bir otele gelir gibi bavulunuzu alın, gelin ve yaşamaya başlayın.

Bomonti’ye tasarım dokununca

Piramit Mimarlık Turgut Toydemir tarafından projelendirilen The House Residence’ın yaşam konsepti ve iç mimari planlaması FYP Proje Geliştirme’den Tony Phillipson’ın İngiliz Conran  + Partners ile gerçekleştirdiği özel işbirliğiyle hayat buldu. Peyzaj ve cevre düzenlemesinde ise Hyland Edgar Driver imzası var. Geleneksel ve modern endüstriyel alanların yansımaları, modern mimari ve yaşam tarzı kodlarını harmanlayan tasarım New York Soho, Londra Covent Garden ve Paris L’es Halles gibi örneklerle de organik bağa sahip. Ortaya çıkan sonuç ise, ana yaklaşım olarak modern mimari, life style konsept ile geleneksel ve modern endüstriyel tasarımı birleştiren yepyeni bir konsept.


7/24 hayat, hizmet, mutluluk

The House Residence Bomonti, The House Hotel, The Residence Lounge, The Dining Room, The Cafe, The Club Fitness, The Club Office, The Garden Terrace ve The Services gibi mekan ve hizmetleri aynı binada, aynı çatı altında bir araya getiriyor. The House Residence’da kişiye özel servisler, Bomonti’nin ilk dizayn oteli The House Hotel işletmesi ile sunuluyor. The Services olarak tanımlanan sınırsız hizmetler ile, iki farklı noktada 2 farklı resepsiyon ve özel asistan, housekeeeping, vale, teknik servis, güvenlik ve ev sahibi kullanımına hazır laundry alanı, apart daire sahiplerine ev ortamında da otel konforu sunmayı hedefliyor.

Evler sakin, ortak alanlar yaşamla dolu

Konut, hotel, sosyal yaşam alanları, spor kulübü ve service ofis alanı ile bir yaşam merkezi olarak hayata geçen The House Residence, eğlence, yaşam, iş ve spor keyfini birlikte sunuyor. 2016 yazında tüm sosyal alanları ile hayata geçecek olan The House Residence sakinleri The Dining Room’da dilerlerse hazırladıkları yemeklerle dilerlerse özel asistanın yardımıyla davetlerini verebilecekler. Sabah 7:00 – gece 24:00 saatleri arasında kişiye özel hizmet veren The Residence Lounge, size özel bir mekan olarak tasarlandı. The Club Fitness sağlıklı bir yaşam sunarken, giriş terasında yer alan The Cafe’ler de ise Nişantaşı, Galata ve Karaköy’ün gözde mekanlarını sizlerle buluşturacak.

http://bit.ly/1TCzEy0


Daha ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız.




Bir boomads advertorial içeriğidir.

3 KİM DEMİŞ "SAKSIDA PORTAKAL YETİŞMEZ" DİYE


Burası Bursa ovası. Karı, kırağısı eksik olmaz kışın. Oysa portakal güneşi sever, sıcağı ister. Memleket hasretinin kokusudur portakal benim için. Çocukluğumdur. Tahta tekerlekli at arabasında dede torun söylediğimiz "Zeytinyağlı yiyemem aman" türküsüdür.

Keskin bu. Ben söylemesem de bilir içimdeki hasreti. Portakalı saksıya ekip balkonuma yerleştirir. 1 yıl geçer. 2 yıl geçer.. Sonunda çiçeklenir dalları... Minik yeşil portakallar görünür. Kışa doğru irileşir, sararmaya , gerçek rengini almaya başlar. Çocukluğumun kokusu evimin balkonundan yayılır Bursa'ya.

İnsan istesin yeter.Teşekkür ederim Keskin. Çok teşekkür ederim. İyi ki varsın.





3 Aralık 2015 Perşembe

9 ELMA AĞACI


Keskin'le bir minik elma ağacı yapmıştık. Burada Gülbilge ile Mercan için güzel bir oyuncak olmuştu.
Üzerinden bir yılı aşkın zaman geçti. Bir ay kadar önce bir mail aldım. Genç bir bayan öğretmen internetten araştırıken benim bloguma ulaşmış. Bu elma ağacının büyük boyutlusunu arıyormuş. "Bana yardımcı olur musunuz?" diyordu.
Maili okudum. İçim içime sığmadı. Ancak bu iş benim boyumu aşardı. Çünkü ne ağacı kesebilirdim ne de torna başına geçip elma yapabilirdim. Her şey Keskin'e bağlıydı. Heyecanla ona anlattım durumu. "Maliyetini filan soruyor" dedim. "Yapar mısın? Yaparsan kaça yaparsın?"

Gerçi bir bedel biçecek olsaydı küserdim ben ona ama Keskin'in kocaman yüreğini tanıyordum. Beni yanıltmadı. "Para alınır mı?" dedi direkt. "Okula bağışımız olsun." Oleyyyy... Bir an bile düşünmedi. "Yapmam" demedi. "Zor iş" demedi.
O kesti. Ben boyadım. Ve ortaya böyle şirin bir elma ağacı çıktı. 3 gün kargoda dolaştı. Sonunda yerine ulaştı veee sınıfın duvarına yerleştirildi.
Şimdi sıra okumayı söken öğrencilerin elmalarının kızarmasına ve isimlerinin ağaca yazılmasına geldi. Hem öğretmenimize hem de minik öğrencilere başarılar diliyorum.










5 Ekim 2015 Pazartesi

9 ESTETİĞE ÖNEM VERMEK

"Ay var ya... Ben estetiğe hiç önem vermem" derim her fırsatta. Haklı bulurum kendimi hem de. Bir eve ziyarete gitmişsem o evin şekli ile hiç ilgilenmem mesela. Dağınık mı, kirli mi, karanlık mı? Hiç mi hiç umursamam. Beni ilgilendiren ev sahibi ile yapacağım sohbettir. Kişilerin giyim kuşamlarına da bakmam. Kafası çalışıyorsa, diyalektik düşünebiliyorsa, olaylara empati ile yaklaşabiliyorsa gerisinin hiç önemi yoktur. Gelgelelim bir tez haklılığımın gerçek olmadığını yüzüme vuruverdi.

Aşağıya bir kaç resim ekleyeceğim. Sonra anlatacağım meseleyi.





Resimdekilerin hepsi böcek. Hepsi zararsız, zehirsiz ve küçük yaratıklar. Ama biz onlardan bazılarından bağıra bağıra kaçarken bazılarını avucumuza alırız. Aralarında sadece estetik açıdan fark var. Kelebek ve uğur böceği güzellikleri açısından cezbeder bizi. Diğerleri çirkindir.

Ne dersiniz, aramızda estetiğe önem vermeyenler hala aynı fikirde mi?
 Ben fikrimi değiştirdim bile. Estetiğe önem veriyormuşum.

Haa.. bişi daha anlatacağım. İnternette örümcek resmi arıyorum ya.. Ufff. bir dolu örümcek çeşidi var. Aralarında bir tanesi ilgimi çekti. Tıkladım. Video açıldı ve dünyanın en büyük 10 örümceğini anlatmaya başladı. Belgesel izler gibi izledim. Video bitti. Ardındann bir başka video başladı. Tarantulanın akrepi avlama videosu. Var ya... Sonuna  kadar izledim. İzlerken hipnotize olmuş gibiydim. Neredeyim, telefon mu çaldı, Keskin bana sesleniyor mu, dışarıda ne oluyor... Hepsi gitti. Ben, akrep ve tarantula başbaşa kaldık. Kaç dakika sürdü bilmem. Başımı kaldırdığımda hava kararmıştı. Amaaa.. Ben nereye baksam tarantula görüyordum. Camda, PC de, üstümde, tezgahta, TV de... İmdaaaaattttttt..
Bir daha mı... Asla.. Asla mazoşizmime yenilmeyeceğim. Mecbur muyum canım, tarantulanın akrebi nasıl avladığını öğrenmeye? Manyak mıyım ben? Gece nasıl uyuyacağım şimdi.

Hepinize tarantuladan, karafatmadan çooook uzak, kelebekli, uğur böcekli günler diliyorum.




7 Eylül 2015 Pazartesi

5 SEPET

Yok , olmuyor.. Kendimi gündemin dışına atamıyorum. Oyalanmak için ne yaparsam yapayım unutamıyorum. Bir şeylerle uğraşmak sadece kendimi daha da suçlu hissetmeme neden oluyor.

16 şehit diyor herkes. 16... Allah'ım sen yardım et hepimize. Askerlerimize, ailelerine, milletime yardım et.

Duracak gibi değil. Bitecek gibi değil. Nur içinde yatın kınalı kuzular. Ruhunuz şad olsun. Rabbim size cennetinden mekanlar versin. 
 *** *** ***
 Tamamen uykusuz bir gecenin ardından , bir kaç gün önce yaptığım sepetin fotoğraflarını çektim bugün. Bu sepet annemin babasının kullandığı, tarihler öncesinden bana kadar gelen bir sepet. Kapağını ve alt kısmını beyaza boyadım. Kapağın üzerine geçen sonbaharda toplayıp kuruttuğum sonbahar yapraklarını yapıştırdım. Kuru yaprakları porselenleştirme sıvısı ile sağlamlaştırdım. Aksi halde hemen ufalanııyorlardı. İşte böyle. Oyaladı mı beni? I-ıh. İçim yanmaya, kuru yaprak gibi ufalanmaya devam ediyor. :(










25 Temmuz 2015 Cumartesi

15 HER TELDEN BİRİ DE ÇAMAŞIR MESELESİ.



 Sabah yıkanan çamaşırları sepete doldurup asmak üzere balkona çıktım. Çamaşır asmak da bir kişilik meselesi gibi geliyor bana. Mesela ben çamaşırları asmadan önce gruplara ayırırım. Çarşaf- Yastık yüzü- havlu- iç çamaşırlar- giysiler vs. Sonra sırayla asarım. Yani havluların arasına atlet ya da atletlerin arasına çorap asmam .


 Bu kadarla kalsa iyi. Çamaşırları tersinden de asmam. İlle düzeltirim. Pijamaların alt ve üst parçaları yanyana asılır. Çoraplar mutlaka eşleştirilir.

 Mandallara gelince.... Önceleri renkli mandallarım vardı. Sarı çamaşıra sarı mandal, maviye mavi, beyaza beyaz mandal tuttururdum. Sayıları yetmezdi tabii. Kafayı yerdim. Şimdi mandalları 2 renge düşürdüm.Siyah ve beyaz. Siyahları koyu renklerde beyazları açık renklerde kullanıyorum. Eğer es kaza beyazların arasına siyah denk gelmişse mutlaka düzeltiyorum. 

Bugün ezber bozmaya karar verdim ve gelişi güzel astım çamaşırları. Çamaşırlar neredeyse kurudu. ancak ben biliyorum ki atletin biri havluların arasında, benim pijama üstüm ters ve çoraplar eşleşmemiş. Üstelik mandallar karmakarışık. Büyük bir irade kullanarak gidip düzenlemedim ama aklımdan çıkmıyor :)

Dedim ya kişilik meselesi. Hiç bir şeyim düzenli değildir. Dağınık ve tembelimdir genelde. Ama şu çamaşır asma olayında yaşadığım zararsız(!)  takıntım neyin nesidir bilmiyorum. Olsun, yine de bu halimi seviyorum.


Bu sayfayı hazırlarken internette resim aradım. Yukarıdaki resmi bulduğum link Burada Çok ilginç yasaklardan söz ediyor. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.

*Mesela ,pazar günleri İsviçre'de çamaşır asmak  yasakmış. 
*Mesela, her ülkede sokakta çıplak gezmek yasaktır ama Villahermosa'da (Meksika) bu yasak bir adım ileri çekilmiş. Ahlaki değerlerin zedelendiğini gören Villahermosa belediyesi, 1 ocak 2005 te halkın evde çıplak gezmesini yasaklamış. (Suçluları yakalamak için evlere kamera mı koyuyorlar)
 *Tayland'da iç çamaşırsız gezmek yasakmış (Nasıl anlıyorlar bunu acaba. Eteklerin altına mı bakıyorlar) Ay çok güldüm.
*Singapur'da metroda sakız çiğneyen tutuklanıyormuş.

Yani anlayacağınız bir çok yasağı başkaları koyarken şu çamaşır asma kurallarını kendime bizzat kendim koydum ve eğer uymazsam o çamaşırlar toplanana kadar düzeltmeme iradesini gösterme cezasını da kendim çekiyorum. Hi hi.. Gülmeyin ama ya.. Ben gülüyor muyum. :) :) :D







18 Temmuz 2015 Cumartesi

6 PASAKLI DİKİŞ KUTUSU

Evet.. Pasaklı işte. Bildiğin kirli bir kutu. Heh he... Kirlenmek de kirletmek de çok güzel. Hani şu hazır mdf kutular var ya. Onlardan birini, hem de içini türlü türlü hobi malzemesiyle doldurarak armağan etmişti Zeynep. Aldığım en güzel hediyelerden biriydi.

Üzerinden neredeyse 1 yıl geçti. Bir türlü elim varmadı. Bir türlü hayal edemedim bu kutuya ne yapabileceğimi.

Sonunda, elime yeni geçirdiğim peçete ilham verdi ve başladım boyamaya. Eskitme objelere bayılıyorum. Uzun süre de bu tarzdan vazgeçemeyeceğim sanırım. Kullandığım yöntem "eskitme"den ziyade "kirletme" şeklinde. Sür boyayı beyaz zemine, yay bi güzel. Şansına ne çıkarsa artık. Sonuç daima sürpriz oluyor. Belki de bu yüzden seviyorum bu metodu.

Not: Atölye odama döndüm galiba. Umarım artık yeni ve güzel denemelerim olur. Umarım sizlerle daha çok ilgilenebilir ve paylaşabilirim hayatı.